Nasıl istersek öyle olur diyorlar ya , yok kuantum, yok positif düşünce , işte o tür muhabbetler bu ara çok popüler benim etrafımda , herkes pek bir felsefi. İnançlar değişimde, insanlar sorguluyor. Bir de tersi, “Olmuyor işte, güzel güzel düşünüyoruz her gün, hiçbirşey olduğu yok” diyenler var , onlar da popüler.Herkes haklı ama ortalık, kafalar karışık...
Ben özel hayat olsun, iş hayatı olsun hep bu karışıklık anında kaybolmuş, bocalamışımdır. Karışıklık oldu mu bir yerde çözmeye çalışmayacaksın, çünkü bir yün yumağı gibi çevirdikçe daha çok karışır, karıştıkça hırslanırsın, uğraşır didinirsin, yorulunca da anlar vazgeçersin olan geçen vaktine olur. Ama nedense insanız, karışık hep caziptir. Karmakarışık bir işe veya ilişkiye “Ben çözerim” diye kaç kere giriştiğinizi, kaçını çözdüğünüzü sormak isterim. Evet zaman geçiyor ama giderken insana karışıklığı değil basitliği seçmeyi öğretiyor. Etrafınızda bir çocuk varsa, o da uygulamanıza yardımcı oluyor. Çocuklar basit düşündükleri için hep mutlu geziyorlar .
Karışık olan herşeyi karıştıran da bizler isek ; bize ne oluyor da böyle,kendi kuyumuzu kazıyoruz?
Bakın bunu nasıl yapıyoruz? Sabah kalkıyoruz havaya bakıyoruz güneş var ama puslu, bugün hava güzel olmayacak diyoruz.Hava güzel oluyor ama biz çoktan dediğimizi unutuyoruz çünkü şimdi trafikteyiz aklımızda işe kesin geç kalacağımız var, belki 10dk geç kalıyoruz ve kimse farketmiyor ama onu da unutuyoruz neden çünkü toplantı iyi geçmeyecek oraya koşuyoruz .Akşam oluyor arkadaşlarla sohbet ederken Madonna’nın konseri konuşuluyor duyuyoruz, kesin bilet kalmamıştır diyoruz, yoo vardır diyorlar ,çok pahalıdır diyoruz. Bu böyle devam ediyor sonra olmadık yerde anneye, sevgiliye,çocuğa,manava, garsona parlıyoruz “ Neyin var senin?” sorusuyla başbaşa kalıyoruz. Hava bugün güzel olacak diye çıkanda oluyor sokağa, yağmuru yiyor kafasına.Açılır bu trafik diyen de oluyor, açılmıyor geç kalıyor. Aman kim bilecek diyen de oluyor merdivende patrona yakalanıyor. Madonna’ya önceden bilet alan da oluyor bir işi çıkıyor gidemiyor. Karışık değil mi?
Her gün her saniye seçenekler var karşımızda ve farkında olmadan saniye başı bu güzel kafamız sorular soruyor sonra da o soruları cevaplıyor . Çoktan seçmeli değil sadece 2 seçenekli biri hava güzel olacak diğeri kötü.Bu gün boyu süren biz farketmeden bizi saran bir oyun aslında.
Oyunun kolay çabuk yanı kötü seçeneği seçmek . Çünkü sürekli iyi seçenek sizi alay konusu yapabilir, ilk olarak duyacağınız ise “ Sen de bırak bu polyanna havalarını” olabilir .
Bence bırakmayın hava yağmurlu ise, yağmuru sevin , geç kalırsanız patrona gülümseyim,bu oyunda sonunda birilerine parlamadan yaşamak istiyorsanız, basit olan ,iyi olan seçeneği seçin. Sonuçta hangisinin olacağını kimse bilmiyorsa, neden olmasını istemediğimizi seçelim?
Hayatta herşey olur , hep de olmuştur, sadece inanmak yetmiyor seçerken “olacak” kutusunu işaretlemek gerekiyor.
İyi oyunlar, bakalım yarın hava size nasıl olacak?
Geçenlerde bana ciddi ciddi şöyle bir soru soruldu ? “ Sen romantik misin?” . Önce hafif bir panikle “Aa nerden çıktı?”diye soruyu başka bir soruyla takas etmeye ve böylelikle zaman kazanmaya çalıştım.Sonra da bir telaşla, romantik olduğumu anlatmak için, çocuk gibi “evde şiir kitapları var okuduğum bir sürü” dedim. Tam ben neyim komik mi, romantik mi yoksa ikisi birden mi diye düşünürken başka bir yerden “ Arkadaşların seni nasıl anlatırlar, ne derler ?” diye bir soru daha geldi. İşte o zaman anladım, belli ki ben kendimi anlatamıyorum, kimsenin şiir kitaplarımdan ,daha da önemlisi neler hissettiğimden pek haberi yok ! Peki madem öyle, diyip tanıdık tanımadık herkesle duygusal anlar yaşamaya ve içimi dökmeye başladım sanmayın, daha hala bu konuyu düşünme aşamasındayım.Ama itiraf edeyim, bir denemem oldu, durduk yere en can dostuma “ Ya sen ne kadar özel bir insansın” dedim . Cevap “Neden?” diye geldi, anladım ki sadece ben değil ,henüz etrafım da bu duygusallığa hazır değil.
Duygularımızı ne kadar sözcüklere ,sözcüklerimizi ne kadar hareketlere dönüştürüyoruz?
İçimizde olan biten her neyse, neden bu kadar özel ve saklı? Bu özel olma durumu ,bir süre sonra bünyemizde alışkanlık yapıp bizi daha kapalı biri haline getirmiyor mu? Sonra zamanı geldiğinde kelimeler düğüm düğüm boğazımızda beklerlerken, çıkarmanın zorluğunun bizi nasıl boğduğunu unuttuk mu?
Tamam herkesle herşeyini paylaşmak istemeyen olabilir, bu anlaşılabilir. Ama bir düşünün en son ne zaman ve kiminle ilgili hislerinizi dürüstçe paylaştınız? Peki kendinizi güzelce ifade edebildiniz mi, iyice anladı ve hissetti mi karşı taraf? Şimdi duygusal anlar denince hemen herkesin aklına sevgili ve eş ile paylaşılan anlar geliyordur ve bu çok da doğal çünkü bu durumdan en çok sevgi ve aşk anlarında kaçışımız yok,ya diyeceğiz ya gideceğiz.
Peki ya diğerleri ? Mesela kardeşiniz, sizin onunla ne kadar övündüğünüzü biliyor mu? Yoksa , o yokken bir sohbet açıldığında “Benim kardeşim diye söylemiyorum, melek gibidir” mi diyorsunuz? Veya nasılsa biliyordur diye babanıza söylemediğiniz neler var? Ya oradalar işte kaçmıyorlar, yeri gelince söyleriz diye düşünmeden edemiyor insan di mi? Evet kaçmıyorlar ama bazen yerinin gelmesini beklemeden, duygularımızı ifade etmemiz şaşırtıcı bir şekilde bizden daha çok karşı tarafa iyi gelebiliyor. Belki farkında olmadan,bir sözümüzle o günün en anlamlı tek gerçek şeyi , belki de onların da içinde sakladıkları ve söyleyemedikleri ,hiç bilmediğimiz yaralarının iyileştiricisi olabiliriz.
Dikkat ediyorum son zamanlarda, şu her günü daha problemli yaşanmaya başlayan hayatta, insanlar problemlerden kaçarken birbirlerini unutuyorlar. Problemler bu kadar artınca şöyle düşünceler ortaya çıkıyor;
“ Dur bir de ben çıkmayayım şimdi , onun da derdi başından aşkın”; “ O üzülürken ben sevincimi nasıl paylaşayım “; “ Bunu şimdi söyleyeceğim de ne olacak havaya girmesin” “ O bana söylesin” “ Onlar zaten biliyorlar ki” “ Anlamıştır herhalde artık daha ne yapayım” “ O şimdi şöyle düşünüyordur yok böyle düşünüyordur....”
Varsayımlar, Varsayımlar ! Başkaları adına yazılan diyaloglar, hatta hayatlar !
Ama ya gerçekler? İşte onu kimse bilmiyor ama herkes duymak istiyor, ayrıca kimse de havaya falan girmez . Mutlu olunacak, gurur duyulacak, övünülecek ,paylaşılacak her ne varsa ertelenmemeli hemen oracıkta dile gelmeli diye düşünüyorum.
Romantik oluruz gerekirse ama önce bir bilsin insanlar gerçekten sevdiğimizi.
Bu kadar çok insanın, bir o kadar çok söylemek istediği şey varken acaba neden duyabilen bu kadar az?
Kendi sağlığınız siz farkında olmadan,kendinizden çok sevdiğinizin sağlığı bozulduğunda bozuluyor..
Herkes aynı şeyden şiyaket ediyorsa sorun çıkaranlar kim ?
Nereden bakarsan oradan görürsün doğruymuş, insanlara güzel yanlarından baktığınızda gördüğünüz şeyler pek güzel oluyor .
İşinizi yaptırmak için tehdit etmek ve büyük konuşmak gerçekten gerekli, güzel söyleyerek denedim olmuyor, direnmeye gerek yok, sonuçta aradığınız neyse hemen bulunuyor.
Biliyordum ama daha da emin oldum kasık insanlar, kasıyorlar çünkü bu, onların işi.
Ne iş yapıyorsun sorusuna farklı farklı cevaplar verirseniz, başka başka arkadaşlarınız olabiliyor.
Eğlenmek istemek yeterli değil, eğlenmeyi bilmek ve kendini kollamamak hiç yoklamamak gerekiyor .
Tuvalet kuyruğu uzunsa hamileyim diyip en öne geçmek ayıp değildir, ağız burun kıvıran kızlar da hamile kalabilir.
İş hayatı ve para kazanmak önemli değil, azıcık veya hiç kazanmasanız bile, çünkü kazandığınız daha önemli şeyler var ,neymiş onlar? diyorsanız bilmiyorum ama mutlaka vardır çünkü eğer yoksa işe girmem gerekecek.
Sadece fragmanları seyrederek her diziyi takip edebiliyorsunuz.
Kurubaklagiller ve orman meyveleri yemek uzun ömürlü yaşamamızı sağlıyor.
Bir üst satırı anlayacak ve gülecek en az iki kişinin olması yanlız olmadığımı gösteriyor
Gazetedeki kötü haberleri hızlıca geçince okuyacak haber kalmadığı için eklerin magazin sayfalarını okuyorum.
Bunları yazınca yazmış olmuyorum daha iyisini yapabilirim.
Görürsünüz!
Son zamanlarda eksik olan birşey var aramızda ! Tüm ortak doğrularımız birer birer yabancılaşıyor, yanlışlar baş köşeye oturmuş bize bildiğimiz herşeyi unutturmak için benzersiz bir çaba gösteriyorlar. Sosyal medyada herkes isyan ediyor , herkes bayağı haklı ve samimiyetle hepimiz saniye saniye üzülüyoruz . Sonra büyük büyük şaşırıp, saklanmak isteyecek kadar utanıyoruz. Herşeyden kopmak biraz normal yaşamak istediğimizde yepyeni bir kötülük gelip yine başımızı eğiyor .
İşte butün bunlar olurken tam tükenme noktası ile kanıksama noktası arasında gezinirken, bir düşünce aldı beni. Bir eksik olmalı bizde, çünkü böyle insanlar değildik biz diye düşünmeye başladım. Hani birşeyi kafanıza taktığınızda garip bir şekilde çözümü karşınıza çıkar ya , bana da aynen öyle oldu . Okan bayülgen’in programına bağlanan biri “Vatandaşlık’tan sınıfta kaldık dedi, unuttuk bu özelliğimizi”. Tamam işte budur doğru tabi derken twitter imdadıma koştu ve başka biri tarafından bir cümle arasında buldum o eksiği...
“İnsan sevgisi” !
İnsan olarak sevgiyi, sevmeyi unuttuk .Bütün bunlar sevgisizlikten oluyor. Sevgi , önce romantik filmleri seyretmek hatta onlara ağlamak “kız işi” “kız filmi” olarak algılandığında uzaklaştı bizden, sonra şiir okumaz oldu insanlar şiir severim diyince bir bakış çıktı karşımıza. Bunların yerine TV’daki diziler kondu kalbimize muptelası olduk onların. Bize imkansız aşkları, bir türlü kavuşmayanları, şehveti, tutkuyu, fettanlığı, ölüm ve ayrılığı anlatan üzücü diziler . Bu duygular, pompalandıkça kralı gelse bize gerçek sevgiyi hatırlatamazdı zaten . Romantizm sevgiyi güzel besler ama bu tek kaynağımız bu değil tabiki .
Korku da aldı sevgimizi elimizden ,hapise girme korkusu sokağa çıkmak kadar yakın olunca, ilkelerimiz yazılamayacak kadar tehlikeli ,ilkokulda en sevdiklerimiz arasında ilk başta sayılan Ulu Önderimize Atatürk’e olan sevgimiz bile seçili sözlerle kısıtlı olunca, sevgi gittikçe flulaşmaya başladı. İşini kaybeden adam evdeki kadını dövmeye başladıysa, fazla parayla ilk defa karşılaşan adam silahına dayanması kaçınılmaz oldu . Öldürmek, dövmek ,haberlerde en baş sırayı alan eylemler oldu.
İnanmıyorsanız oturup düşünün bakalım, en son ne zaman birine sevdiğinizi söylediniz ? tam olarak bu kelimeleri kulanmasanızda ne zaman sevdiğinizi hissettirdiniz? Herşeyi söylemek gerekmez tabi ama karşı tarafın nasılsa bildiğini varsaymak da gerekmemeli.Peki ,ne zamandır sebebsiz yere çiçekler geldi kapınıza , süpriz bir hediye aldınız veya sizi heyecanlandıracak bir not buldunuz kapınızda. En son ne zaman patronunuzdan övgü sevgi ve teşekkür dolu bir e-mail aldınız ? Siz birilerine yazdınız mı?
Sevgi eksik çünkü sevgi moda değil , sevgi aşılanmıyor, örgüt çok ama sevgi örgütleri yok maalesef .
İlişkiler en zengin sevgi bölümleri ama orada da yaşanan her ilişki kontörlü. Sevgi ilişkileri eğer hesaplı ve avantajlı ise tercih ediliyor bu yeni dönemde . Abartığımı düşünenleriniz vardır ve umuyorum ki bu yazıma tepki gelsin insanlar çıkıp bana sensin eksik desin biz her gün seviliyor seviyoruz ! Ben de gidip kendime kafama yüreğime bir çekidüzen vereyim .
Bir tek sevgi var benim gördüğüm o da bugün aşağıdaki resim ile çıktı karşıma. Herşeye rağmen kayıtsız şartsız endişesiz korkusuz bir sevgi var, o da çoçukların ve hayvanların sevgisi. Bir çocuk size sarılacak veya öpecek ise bunun hesabını yapmayı bilmez koşar sarılır, bir anda yanagınıza yapışır, çoktan öpmüştür. Bir kedi siz daha ne olduğunu anlayana kadar bacaklarınızın arasında bir tur atmıştır bile .
Van’da çocuklar mutlu çünkü kar yağıyor !
İnsan sevgisi eksik ülkemizde....
Çocuklar, kediler ne olur yardım edin bize, yeniden hatırlamak için bir süreliğine ...
Yabancıların hayatları daha mı kolay diye düşünüyorum ,dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar felaket acı, şok aynı anda olmuyor. Yakaya takılan kurdelaları düşünün , protesto ediyorum, önemsiyorum, destekliyorum, yardım ediyorum, üzülüyorum gibi duygularımızı ifade etmek için takılan kurdelaları Gögüs kanseri için pembe,diğer yanda terör için, ölüm için siyah ?peki bizim yakamızdaki kurdelanın rengi ne olacak ? Siyah? Bence simsiyah olmalı ,üstelik bir tane de yetmeyecek. Deprem için bir tane , terör için bir tane , kadına siddet için bir tane,yolsuzluk için bir tane , adaletsizlik için bir tane , bir büyük kurdelayı da depreme sevinen insan olmayan vicdansızlar için takmak lazım . Bir düzine kurdela da taksak yakamıza , yaşadığımız bu üzüntüleri tam olarak ifade edemeyiz .
Ülkemizde yaşananlar bu kadar arka arkaya ve şiddetli olduğunda insanın aklına varolmanın ne kadar zor oldugu geliyor. Düşünce olarak varolmak zor çünkü beraberinde gelen yasaklar var.Çalışarak üreterek varolmak kolay değil çünkü işsizlik var işi olanın da kaybetme korkusu var . Kadın olarak varolmak, anne olmak kolay değil çünkü dayak var , boşanma var ortada kalma var. Bir çocuk olmak kolay değil savaş, ölüm, terör hapis gibi kelimelerle büyümek yine ne oldu herkesin suratı asık ? sorusunu anlayamamak var . İyi bir insan olmak kolay değil dedikodu ve manipulasyon var .
Doğruyu bulmak varolmaktan daha zor çünkü bilgiye tecavüz var .
Ama yine de insan önce kendi için yaşıyor, bu kadar felaketin içinde bir delik bulup kendince yardım ediyor, feryat ediyor ,çalışıyor, üretiyor umut ediyor .
Her ne yaparsanız yapın ,insanın içindeki insanı yıkamıyorsunuz, ama onun içinde kimse farketmeden üzüntü, öfke ,pişmanlıklar birikiyor bunu da engelleyemiyorsunuz.
Deprem için yaşanan dayanışma ve insanlık “iyiki varız” dedirtiyor.
Millet olarak varolmak iyi geldi bugün bana....
Cumartesi akşamı taksideyiz, Taksim meydanının etrafında , trafikte yavaş yavaş ilerliyoruz. Meydan insan kaynıyor, çoğu genç bir kalabalık taşlara oturmuş sanki konser var da onu bekliyorlar.Bir kız ve çocuk ayakta hararetli bir şekilde konuşuyorlar oğlan 25 falan, kız da taş çatlasa 23 yaşlarında ya var ya yoktur. Konuşurlarken çocuk kıza okkalı bir tokat atıveriyor!! Kız eli yanağında ağlamaya başlıyor. Ben camı açıp oğlana müdahele etmek isterken kızın ardı ardına 3 tokat attığını görüyorum. Oğlanın rengi bembeyaz oluyor, kızı iki kolundan tutup sarsıyor ve “allah belanı versin” diye bagırıp, itiyor. Kız : “Senin versin, köpek !” derken bir eli hala yanağında hüngür hüngür ağlıyor.
İnip oğlanı sarsmadığımız için kendimize kızıyorum, sonra da o meydandaki süslülere. Gençler artık delikanlı değil varsa yoksa lastik ayakkabı t-shirt ‘ten oluşuyorlar, kimse etliye sütlüye karışmıyor.Eskiden olsa oğlanı alırlardı bir kenara kendine getirirlerdi. Şimdi ise umrunda değil hiçkimsenin! Neden? Çünkü ya bir yumrukta o yerse korkusu baskın! Yesen ne olacak o yumruğu, kız mısın? dersen alacağın cevap belli; "Ya bıçağı varsa! Ayrıca sen karışırsın bunlar oracıkta barışır bir de seni döverler." Devir o devir anlayacağımız. Bıçağı varsa gerçeği, bacımız dünyasını, her ne olursa olsun ,kadına el kalkmaz dünyasını, tamamen yok etmiş. Zaten kız , yardım için etrafına hiç bakmadı bile 3 tane sağlam tokadı arka arkaya sıraladı, kısaca kendi işini kendi gördü!
Trafik açılıp yeşil yandığında ben, nasıl tanıştıklarını ve birbirlerini sevdiklerini söyledikleri o cicim günlerinde onları hayal etmeye çalıştım.Acaba ne olmuştu da bela, tokat, köpek noktasına gelmişlerdi? Ne kadar bir sürede olmuştu bütün bunlar? Kız neleri tolere etmişti? Oğlan nasıl o kadar öfkeyi bir tokatta birleştirmişti?
Aklımıza gelen sebebleri sıralasak az çok buluruz ne olduğunu, ama en büyük gerçeği, O tokadın acısının o kızdan zor çıkacağı gerçeğini, değiştiremeyiz. Kızın küçücük incecik elleriyle vurduğu tokatların etkisinin yok denecek kadar az olduğunu düşünürsek oğlanın etkilenmesi mumkun gözükmüyordu. Güçsüz hissetmek ve hiçbir zaman eşit karşılık veremeyecek olmak fena bir duygu olmalı.
Güzel şeyler yaşayacaksak bu güzel insanlarla medeni koşullarda olmalı! Ben bütün kadınlara; ellerini iki yanağınızı içine alarak, gözlerinizin taa içine sevgiyle bakacak , saçlarınızı okşarken size daha önce hiç duymadığınız güzel sözleri söyleyecek , size sevgiden başka bir duyguyla dokunmayacak sevgililer diliyorum.Birinin yanında güçlü ve güvenli hissetmek istiyorsanız ,her tanıstıgnızla,her kosulda, her ne olursa olsun, ama sevgilim olsun demeden bir daha düşünün derim . Çünkü her kadın güzel şeyleri hakeder (her kadın değil diyenler sizi duydum ,doğrudur ama birkaç pacoz kaideleri bozmaz J)
Delilik akıllının işi değildir . Bir de tersi var delilik fazla akıldan olur. Benim asıl aradığım öyle klinik vaka olan deliler değil onları nerde bulacağımı biliyorum J Ben daha çok insanların “ay deli bu valla” veya “sen gerçekten çok çılgın birşeysin” diye tanımladıkları delileri arıyorum. Gerçekten nerede onlar?
Son dönemlerde gözüm pek bir arar oldu bu delileri, toplu tatile mi cıktılar yoksa? Eğer öyleyse o beldeye gidesim var ! Bu ciddi kasım kasım kasılan insanlar nasıl bu kadar çoğaldı ? Yok sen öyle ortamlarda geziyorsun ondandır diye içinizden geçiriyor olabilirsiniz, geçirmeyin samimi söyluyorum alakası yok .Kendimi geçtim etrafıma eşe dosta onların her yaştan çevresine de bakıyorum orada da yok . Hani çılgınca sanki evde dans ediyormuş gibi dansta kendinden geçen tipleri, birbirini ite ite anlamsız şeylere saatlerce gülenleri , öylesine aklına geldi diye boğazda kayık kiralayıp gezenleri ,o balonları tüfekle vurmaya çalışanları , birbirine her tür sulu, eşşekli şakalar yapanları ,telefonla işletenleri, sebebsiz yere hediye alanları, sürpriz partileri, iddiaya girenleri, tam anlamıyla çatlakları görmüyorum bu aralar. Tamam tabi ki twitterda hergün sürüsüyle komik, fırlama var ama öyle değil çünkü onlar canlı canlı değil, ayrıca kimbilir insan içine çıkınca 140 kelimenin efendileri nasıl oluyordur, kem ile kum belkide ıı ile mıı ? Tamamen çılgınlar yok diyemem tabi en azından kendi arkadaşlarım var pro çılgın olan ama yine de azaldı etrafta böyleleri diye düşünüyorum.
Birkac gündür Best FM dinliyorum,(özellikle sabah 10:00 gibi Serdar Gökalp) öyle komikler ki anlatamam. Hem radyo programını yapanlar hem de radyoya mesaj gönderenler, bir de arayanlar var tam bir tiyatro. Orda onlara gülerken aklıma geldi bu durum ve bir kaç gündür anlamaya çalısıyorum sanırım biraz birşeyler buldum. Mesela, bir zamanların çılgınları büyümüş, çocukları olmuş ve büyüme hastalığına yakalanmışlar,onlara hiç dokunmuyorum, çünkü dönüşleri geç ama muhteşem oluyor bunu da hepimiz biliyoruz J
Diğerleri kafayı bu ilişki meselesine o kadar takmış ki, ne zaman nerde kiminle o mu yoksa bu mu? insanları şuursuzlaştırmış ve boşvermeyi sadece eğlenmeyi unutmuşlar. Aslında onları haklı buluyorum dun aksam dinlediğim hikaye bana “yuh!” dedirtmeyi başardı ya millet napsın. Gençler farklı diyemeyeceğim yaştan bagımsız bir yuh artık durumu var ortada. Tabi ki aklınız yuh dedirten hikayede takılı kaldı kısaca anlatıyım da sonrasında yazıdan kopmayınJ
Kızı ofisten bir arkadaşı kankasıyla tanıştırıyor kankada hemen kıza yazıyor bir iki yerde karşılaşıyorlar oğlan yazmaya devam ediyor , sonra bir cuma akşamı kızın ofisten tanıdığı arkadaşının cebinden kıza mesaj geliyor "pilim bitti o yüzden burdan yazıyorum" diye kıza “gel akşam çıkalım” diye mesaj atıyor mesajlar ve ısrar, gelip seni evinden alalıma kadar kontrolden çıkıyor kız” yorgunum, başka bir zaman” diyor ve gitmiyor. Bir sonraki hafta facebookta çocuğun dügün resimlerini görüyor !! Herhalde o akşam bekarlığa veda edecekti diye esprisi yapılıyor . Ben o ofis arkadaşına ve evlendiği kıza güzel bir telefon şakası yapmak istiyorum ama durduruyorum kendimi.
Bir diğer yandan bu sansür ve baskılar ardından gelen korku toplumu olma durumumuzun da çoğumuzun keyfini kaçırdığını kimsenin tadının tuzunun kalmadığını hissettiriyor bana. Geçenlerde adamın teki yolu kapatmıs bıraktığı daracık boşluktan geçmemi bekliyor hatta beklemiyor, geçsene diye bağırıyordu.Hemen ardından da bakkaldan mı aldın klişesini yapmakta geç kalmıyordu. Eskiden önce tartışılır bu tepki en sonunda gelirdi, simdi öfke bile fast food gibi oldu. 22 Kasımdan sonra o adamla karşılaşmak istemem veya gözümü kapar düşünmeden geçerim ordan
İçiniz sıkılmasın ,belki ben bu aralar gündüzleri daha çok dışardayım diye daha çok gözlemliyor olabilirim insanları. Yapmasam ve bir onları bir de kendimi rahat bıraksam iyi olacak ama yolda kendi kendine dertli dertli konuşan insanları bir gün içinde birden fazla görünce bırakamıyor insan...
En kısa zamanda, içinde deli ve çılgın kelimelerinin olduğu özgür bir parti vermek istiyorum bayi toplantısında kendilerinden geçen çalışan kesimi de çağıracağım, sonra da burdan size partide dağıtanların dedikodusunu yapacağım J J
Hiçbiri !
Geçenlerde Yeditepe üniversitesi Antropoloji bölümünden , kıymetli öğretmenimiz Aybil ile bir proje üzerinde konuşuyorduk , boş durmuyorum yani tabi ki bizim de hayallerimiz var. İlginç şeyler anlattı bana bunlardan en fazla ilgimi çeken,yaptıkları bazı araştırmalarda kullandıkları yöntem oldu. Geçmişi sorguladıklarında bu bir mekan da olabilir bir olay veya bir duygu, her ne arıyorlarsa, kişinin o ana geri gitmesi için, anı çağrıştıran şey ne ise onu bulup soruları o şekilde soruyorlarmış, mesela Londra’da oturan biri için Istanbul deyince aklına simit ve çay geliyorsa soruları simitli çaylı soruyorlarmış, bunun gibi yani.
Ben de düşündüm mesela yaz deyince ben ne hissediyorum diye? Burnumun ucuna,Nivea güneş yağının kokusu geldi bir de midemde garip bir kramp duygusu. Ben küçükken, denize girmekten çok korkardım şimdi de çıkmıyorum ama o zaman ilk kez denize girme fikri fena korkuturdu beni.
Bir de yaz deyince, denizden çıkınca hızlıca yenen soğuk ve bal gibi tatlı, çekirdekleri aceleyle tabağa tükürülen büyük karpuz dilimleri geldi aklıma .
Sonra mesela sorsalar keyif ve alkol deseler ? Aklıma yine yazın aksamüstü hiç planlamadığın bir anda, sıcağın artık hissedilmediği, rüzgarın kararınca estiği zamanlarda, denize karşı içilen bir kadeh şarap ve onun etkisi geldi, hele bir de rüzgar yanık omzuna estikçe bir ürperirsin ya, üstüne şarap bir süre sonra yanaklarını iyice kızartır ne konuştuğunu bilmez öyle gülümsersin , işte o ana gittim .
Sanırım ben yazı özledim ...
Hızlıca yemeğini yerken, yediğinin ne kadar lezzetli olduğunu anlatan, karnın tok olsa dahi oturup sana kaç tabak daha yediren, mızıkası ile 3-5 bildiği parçayı en iyi şekilde çalan, mutlaka hepsinde kalkıp danseden, yıldızları seyredeceğim diye soğukta gidip bağda uyuyan ,herkesin ona söylenmesine izin veren ama hep bildiğini okuyan;
Nuri amcamı özledim ...
Okul dönüşü otobüste itişmeyi tam durakta inecekken kankamın hırkasından tutup onun panik olmasını seyretmeyi, herkes sessiz sessiz ders dinlerken burnumuzu tıkayarak gülmeyi, kendimi durdurmaya çalışmayı ama başaramamayı ;
Tıkanarak gülmeyi özledim...
Tatil dönüşü otobüsün camına başımı koyup ,onu düşünerek dinlediğim şarkıları , ilk buluşmadan sonra eve geldiğimde içimin içime sığmamasını, yüzümdeki sırıtmayı, ve kankamı arayıp ;
Ben aşık oldum demeyi özledim..
Bir masada yabancı insanların bilmediğim konularda macera dolu ,tehlikeli ve alışılmamış hayatlarını dinlemeyi, ne ilginç insanlar neler yaşıyorlar demeyi, yine de
“kendi hayatım en güzeli” gibi hissetmeyi özledim .
Bütün bunları aslında özlediğimi söyleyebilmek için yazdım ....
- Senin hayalin ne?
o Şimdi üzüleceksin ama benim hayalim yok ...
- Bir hayalin var mı bu hayatta ?
o Ben de bunu bulup çıkarmaya çalışıyorum güzel sordun...
- Bana hayalini anlatsana ne yapmak istiyorsun bu hayatta?
o Ay dur şimdi, ne biçim bir soru bu? Oturup düşünmem lazım
- Hayalini gerçekleştirdiğini düşünüyor musun?
o Sinema tutkumdu benim bir film senaryosu yazmak hayalimdi
§ Ee ne işin var inşaatlarda?
Bu soruyu nasıl sorarsam sorayım ister direkt ister dolaylı tepkiler hep aynı oldu. Herkesi önce bir telaş aldı sonraysa bir sıkıntı bastı, hafiften kaş göz oynaması ile beraber, dersini çalışmamış çocukların sözlüye kalmış ve ne yapacağını bilemez yüz ifadesi hemen hepsinde vardı. Mutlaka bir hayalin vardır diye ısrar ettiğimde ise benden koptuklarını ve “sahi ya neydi benim hayalim?” diye uzaklara daldıklarını gördüm. Beni en sevindiren tarafı ise, hiçbirinin “Ya nerden çıktı bu? Bizi sıkıştırıyorsun da senin hayalin ne? ” dememesiydi.
“İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar “ der Niyazi amcam, çok severim kendisini kıymetli bir büyüğüm en yakın dostumun sevgili babasıdır.İyi de Niyazi amca insanlar,bırakın hayal kurmayı,kurdukları hayallerini bile unutmuşlar.
Öyleyse yaşamıyorlar mı?Yaşıyorlar ve yaşıyoruz da neyi yanlış yapıyoruz ki sürekli şikayet durumumuz bir türlü yakamızı bırakmıyor ?
İşte tam da bunu merak ediyordum ben,o yüzden sordukça soruyorum.Hayalleri olanlar da çıktı karşıma çıkmadı değil,hatta hayalini tek tek planlamış olanları da vardı.Ne var ki gerçekleştirmeye veya o yolda herhangi bir adım atmaya kalktıklarında ,hep aynı sorunu veya korkuyu anlatıyorlardı .Nedir mi o?
Bazıların herşeyin önünde sayıp, tutkuyla sevdiği ,bazılarının ise hiç sevmese de kölesi olduğunu düşündüğü PARA!
Para olmadan hayal nasıl olacak, komik olma? Hadi sen bekarsın, ya çocukların okulları ve diğer masrafları,ya gelecekleri ? diyenler; Bu saatten sonra hayat standartlarımı mı değiştireceğim bu evin kirası, yeni evin, bir de eşimin arabasının kredisi nasıl ödenecek,ne yiyeceğiz ne içecegiz ? diye söylenenler ;Peki benim eşe dosta borçlarımı kim ödeyecek hayallerim mi ? Walt Disney mi? diye dalga geçenler ...Dediler, söylendiler, şikayet ettiler, beni çocuksu ve hayalperest buldular ,derken beni aldı mı bir sıkıntı ! Hay sormaz olaydım!
Ne çok bağlayıcı şey varmış bizi, ne çok bağlamışız kendimizi bu hayata ?
Para nedir ve nasıl olur da bizden bu kadar güçlü olur? diye bu sefer ben söylenmeye başladım .En iyisi durumu bir örnekle anlatmak , sabah 6 da kalkıyor trafikte yarı uykulu işe gidiyor aksam gec saatlere kadar çalışıyor muduru onu sevmiyor ,o ise ekibinin yeterli olmadığını üstelik bazılarının aptal olduğunu düşünüyor, surekli birinin yaptığını diğeri bozuyor diyor, her gun birbirinden farklı sorunlar benzer sıkıntılar yaşıyor, haftasonları da çalıştığı oluyor eve geldiğinde hiçbirşeye vakti kalmıyor kalsa da hali olmuyor ? Boyle kız, erkek, evli,bekar kaç kişi tanıyorsunuz ? Böyle bir hayatın bedeli pardon maaşı kac para olabilir ? Harcamaya bile vaktinin kalmadığı o para birikince ne olacak ? Hep hayalini kurduğun hayatı mı sana verecek? Ee hayal kurmadın!
Hayaller ve hayatımız ile ilgilenmem son okuduğum kitaptan etkilenmem sebebi ile oldu. Mesleğimizi şeçtiğimizi sanıyoruz ama aslında parayı ve konforu seçiyoruz ilk olarak,” iyi bir yere işe girmek “gibi bir cümle ilk hayalimiz oluyor, sonra o iyi yerde bize verilen görevleri onlar istediği için araştırıyor, ögreniyor, geliştiriyor, büyütüyoruz .Peki kendimizi ne zaman geliştireceğiz? Sevdiğimiz bir konuyu ne zaman araştırıp geliştirip, kendimize faydalı olacagız? Belki de bu yüzden çok az kişinin vakti ve dolayısıyla hobisi var, yani ben mesela otomotiv ve akaryakıt sektörü ile ilgili bu kadar çok bilgiyi ve detayı neden ögrendim acaba ?İnanın ,hiçbirini hatırlamıyorum şu anda, ayrıca arabam bozulduğunda, hala fena halde yardıma ihtiyacım oluyor. İşini severek yapanlara bakıyorum hiç şikayet etmiyorlar tutkuyla anlatıyor kusursuzca tamamlamak için her türlü çabayı gösteriyorlar ve bu yolda önlerine çıkan hiçbir engeli kabul etmiyorlar ,para, söhret ,evlilik, başkalarının düşünceleri, engelleri duymuyor ,görmüyorlar. Buna en güzel örnek Türkan Saylan’dı bence hayatını anlatan dizinin finalini seyrettim geçenlerde "ben bir hayal kurmuştum" diye başladığı sözle çıktığı yolda unutulmaz bir miras bıraktı insanlığın gelişimi için.
Kitap bu anlamda çok derin felsefelere götürüyor insanı, dostum Tamer’e bir teşekkür borçluyum bu hediyesi için.Aşağıda bazı bölümlerden bu konu ile ilgili olan bir kaç seçme yaptım ama kitabı okumanızı tavsiye ederim.
“İnsan çalışacağı işi hayal eder ,onu kendi niyetlerine ve begenisine göre seçer."
"Çalışmayı hayaline dönüştürmek gerek!"
"Sadece sevdiğin işi yap ! Sen ne isen ancak onu yapabilirsin.Yürekten istediğin şeyi gerçekleştirmek için var gücünü enerjini ,zamanını ve sahip olduğun herşeyi harca.Bağımlı olma, yaptığı işi seven insanlar bağımlı değildir.İşini seven kişinin satacak zamanı yoktur.Yanlızca yaptığı işi sevmeyenler ücret karşılığında bir işte çalışabilirler.Severek çalışan kişiye paha biçilemez.”*
Ayrıca bu bilgi de çok çarpıcı geldi bana ",Kutsal kitapta erkek için çalışarak alın teri dökmek ve kadın için çocuk doğurmak anlamında kullanılan ıstırap çekmek, Fransızca ;travail(sancı cekmek,çalışmak) Anglosakson; labour(doğum sancısı, çabalamak ) *"
Nedense hayallerle ilgili hep gerçek dışıymış gibi sözler edilir korku salan üzerimize “Hayal görüyorsun, veya ancak hayalin de görürsün sen onu ” “Hayal kurma, hayalci bir çocuk” “Hayal dünyasında yaşıyorsun” gibi ama doğru değil bence hayal kurmak ve o hayali gerçekleştirmek için ona inanmak , insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik .Amacım ben işi bıraktım diye sizleri de yakmak değil (size göre yani) ama etrafınızdaki birkaç kişiye bu soruyu bir sorun çok güzel hikayeler,garip tepkiler, ilginç çocukluk hayalleri, bazen pişmanlıklarla karşılaşabiliyorsunuz.Sonra da bir kendinizi yoklayın bakalım, siz hayalinizin neresindesiniz? Yapmayın canım, mutlaka bir hayaliniz vardır?
*Tanrilar Okulu /Stefano Elio D’anna